ABD ile İran arasındaki dolaylı müzakere sürecinin sonuçları, tarafların askeri yollarla istediklerini elde edememeleri üzerine ekonomik ve askeri güven artırıcı somut adımların atıldığı bir dönemi işaret ediyor. Washington yaptırımları hafifletirken Tahran, nükleer silahlardan vazgeçtiğini yeniden vurgulayarak bölgesel gerilimi düşürmeye çalışıyor. Anlaşma metninde yer alan hususlar, Lübnan ve Hürmüz Boğazı gibi kritik bölgelerde ABD ile İran koordinasyonunu hedefleyen izleme mekanizmalarının kurulmasını öngörüyor; bu durum bölgesel dengelerde köklü değişiklikler yaratma potansiyeline sahip. İsrail ise bu yeni statükoya karşı memnuniyetsizliğini dile getirirken, sürecin bölgedeki diğer aktörler için de yeni stratejiler gerektireceğini görmekte.
İsviçre’deki ilk turun ardından Profesör Veysel Ayhan ile yapılan değerlendirmeler, mutabakatın somut adımlara dönüşme potansiyelini öne çıkarıyor. Lübnan’ın çatışmalarının izlenmesi için kurulan yapının öncelikli hedeflerden biri olacağı söylemlerine vurgu yapılıyor. Hürmüz Boğazı’nın kontrolüyle ilgili mekanizmaların da gündeme gelebileceği ifade ediliyor. Analistler, 28 Şubat öncesi İran’ın nükleer silah geliştirme planlarının olmadığını, ekonomik tavizlerin verildiğini savunuyor ve bunun temsil ettiği güven artırıcı adımların önemine işaret ediyorlar.
Burada asıl kritik soru, nihai anlaşmanın iki ülkenin imzasıyla mı yoksa üçüncü taraf aktörlerin katılımıyla mı netleşeceği. Verilen mesajlar, ABD’nin yaptırımları yumuşatma, dondurulmuş fonları serbest bırakma ve saldırmazlık göstergeleriyle güven artırımı yönünde adımlar attığını, İran’ın ise Hürmüz üzerinden uluslararası ticaretin serbestleşmesi gibi hedefler üzerinde durduğunu gösteriyor. Elde edilen ilerlemenin iki ülkenin karşılıklı güvenini güçlendirme yönünde mi yoksa daha da karmaşık bir dengeye mi yol açacağı henüz belirsiz.
Trump dönemi açıklamalarının baskıyı artırdığı ve İsrail ile Körfez bölgesindeki aktörlerin tepkileriyle sürecin nasıl işleyeceği merak konusu. Ancak mevcut tabloda, ABD ile İran arasındaki doğrudan iletişimin güçlenmesi ve karşılıklı güven artırıcı adımların sürmesi halinde bölgesel düzenin yeniden şekillenebileceği öne çıkıyor. Uzmanlar, bu süreçte İran’ın Lübnan ve Hürmüz başta olmak üzere bazı kilit bölgelerde daha aktif bir rol üstlenebileceğini, fakat mutabakatın tamamen bölgesel çatışmaları sonlandıracak kadar netleşip netleşmeyeceğini zamanla göreceğimizi belirtiyor.
