featured
  1. Haberler
  2. Avrupa
  3. Trump Dönemi ve Transatlantik İlişkilerin Dönüşümü

Trump Dönemi ve Transatlantik İlişkilerin Dönüşümü

Trump Dönemi: Yeni Düzenin İnşası ve Transatlantik İlişkiler

ABD Başkanı Donald Trump’ın göreve başlamasının üzerinden henüz bir ay geçmişken, Amerika içindeki ve dış politikadaki hamleleri tüm dünyayı etkisi altına alıyor. Özellikle Transatlantik ilişkilerdeki çatlaklar, geçtiğimiz hafta Münih Güvenlik Konferansı aracılığıyla daha da belirgin hale geldi. Transatlantik hattındaki ortaklık, ‘demokrasi, insan hakları ve sansür’ gibi değerler üzerine inşa edilmişken, Trump ekibinin Avrupa’ya yönelik eleştirileri bu ortaklığı ciddi şekilde sorguluyor.

Trump, Ukrayna’da Rusya Federasyonu’nu ‘stratejik yenilgiye uğratma’ hedefiyle ilerlerken, Avrupa’daki müttefikleriyle de doğrudan bir çatışma içine girmiş görünmektedir. Transatlantik ilişkilerde ve Avrasya jeopolitiğindeki dönüşümü Prof. Mehmet Seyfettin Erol ile ele aldık.

‘Trump, Yeni Düzeni İç ve Dış Politikada Yeniden Şekillendirmeyi Amaçlıyor’

Prof. Erol’a göre, Trump’ın önceliği, ABD’nin dünya üzerindeki hegemonya konumunu yeniden tesis etmek ve karşısındaki rakipleri etkisiz hale getirmektir. Erol, Trump’ın yeni bir düzen inşa etme çabasının yalnızca dış politika ile sınırlı kalmadığını, aynı zamanda ABD’nin iç yapısının da yeniden yapılandırılmasını kapsadığını belirtiyor:

  • “Mevcut sürece bakıldığında aslında tablo çok net. Yeni bir dünya inşası söz konusu. Burada dikkat çeken husus; Trump’ın bunu sadece dış politika bağlamında değil, Amerikan devletini ve bürokratik yapısını da yeniden yapılandırma çabasıdır.”
  • “Birleşik Devletler, kendi içindeki bu yeni sürece daha hızlı adapte olabilecek bir yapılanma geliştirmek istiyor. Bu kapsamda, dış politikada ezberleri bozan bir çıkış gerçekleştirerek yeni denge ve denklemlerin inşasını hedefliyor.”
  • “Trump’ın izlediği politika bazı çevrelerce sürpriz olarak değerlendirilse de, ben bunu bir fevri davranış olarak görmüyorum. Amerikan devleti, uzun bir süredir hem iç yapısında hem de dış politikasında bir yeniden yapılanma süreci hazırlığı içerisindeydi ve Trump ile birlikte bu süreci başlattı.”

‘Trump’ın Hedefi: Rusya’sız Bir Çin ve Avrupa’sız Bir Ukrayna Barışı’

Prof. Erol, Trump’ın başkanlığının ilk döneminde değişmeyen tek konunun Çin olduğunu ifade ediyor ve bu nedenle Rusya ile Avrupa’ya dair tasarımının farklı olduğunu vurguluyor:

  • “Trump’ın ilk ve ikinci döneminde değişmeyen bir husus var; Çin, Amerikan gücünün önündeki en büyük hedef. Bu kapsamda ABD, Rusya’yı yanına almayı ya da en azından Çin’e kaptırmamayı amaçlıyor.”
  • “Trump, Rusya’sız bir Çin ve Avrupa’sız bir Ukrayna barışı kurma peşinde. ABD, Asya Pasifik ve Avrupa’da gücünü tesis etmek istiyor; bu yüzden Avrupa’yı kayıtsız şartsız bu yeni düzen içerisinde görmek istiyor.”

‘Batı’ya Güven, Rusya İçin Bir Güvenlik Sorunu’

Rusya’nın son üç yılda önemli dersler çıkardığını belirten Erol, Putin’in Batı’ya güvenilmemesi gerektiğini anladığını ifade ediyor:

  • “Rusya, Batı’ya güvenmenin doğru olmadığını net bir şekilde görüyor. Batı’ya güven, Rusya açısından başlı başına bir güvenlik sorunu haline gelmiştir.”
  • “Ancak Batı’dan da kopmak mümkün değil. Bu bağlamda, içindeki bölünmüşlük ve sorunlar, Moskova’nın önceliği olmaya devam edecek.”
  • “Trump’ın Putin’e yaklaşımı, Rusya’ya bu imkânı sağlıyor.”

‘Amerika’nın Kendisi Büyük Ölçüde Deşifre Edilmiş Durumda’

Prof. Erol, Trump’ın ‘havuç’ göstererek ABD karşıtlığını törpülemeye çalıştığını dile getiriyor:

  • “ABD ve Trump, mevcut haliyle dünyaya pek güven vermediklerinin farkındalar. Amerikan politikaları, büyük ölçüde deşifre edilmiş durumda.”
  • “Trump, deşifre olmamış daha farklı bir Amerika yaratmak istiyor; bu bağlamda birçok başkent Trump’ın ne yapacağını anlayamıyor.”

‘Avrupa Bugüne Dek Hiç Bu Kadar Aşağılanmamıştı’

Erol, ABD ve Avrupa arasındaki görüş ayrılıklarına dikkat çekerek, Avrupa’nın güvenliğini ABD’ye ipotek ettiğini ve bu bedeli ağır ödediğini belirtiyor:

  • “Düne kadar birlikte hareket eden Avrupa ve ABD arasında ciddi bir görüş ayrılığı ortaya çıkmış durumda. Münih’te tarihi bir kırılma yaşandı ve Avrupa hiç bu kadar aşağılanmamıştı.”
  • “Bugün Avrupa, acziyet içinde, ne yapacağını bilemeyen bir durumda. Birleşik Devletler’in etkisi altında kalmanın bedelini ağır ödüyorlar.”

‘Çin Pragmatik Bir Tavır Sergiliyor’

Kurulan denklemde Çin’in konumunu da vurgulayan Erol, Çin’in pragmatik bir tutum sergilediğini belirtiyor:

  • “Çin, Rusya-ABD ilişkilerinin seyrini göz önünde bulundurarak işi şansa bırakmıyor. Avrupa’ya yönelik sunduğu iş birliği teklifleri de bu amaca yönelik.”

‘Rusya ve Çin İkilisi Amerikan Hegemonyasının Gücünü Kırmada Belirleyici Oldu’

Çok kutupluluk düzleminde Rusya ve Çin’in rolüne dikkat çeken Erol, ikilinin Amerikan hegemonyasının gücünü kırmada etkili olduğunu ifade ediyor:

  • “Rusya’nın Ukrayna’daki faaliyetleri, çok kutuplu dünya için belirleyici bir rol oynamıştır.”

‘Türkiye ve Rusya İş Birliği, Bölgedeki Tehditlere Karşı Koruyacaktır’

Prof. Erol, Münih Güvenlik Konferansı’nda Türkiye’nin askeri gücünü ön plana çıkardığını, Türkiye’nin Rusya ile dengeli bir politika izlediğini belirtiyor:

  • “Türkiye, uzun bir süredir çok boyutlu bir denge politikası izlemektedir. Bu süreçte Rusya ile ilişkilerini de göz önünde bulundurmuştur.”

‘Yükselen Asya Politikası Türkiye’de Önem Kazanıyor’

Avrupa’nın çizdiği haritada Türkiye’nin nasıl bir konumda olacağı değil, Türkiye’nin nasıl bir harita çizeceğinin önemine dikkat çeken Erol, Türkiye’nin Yükselen Asya politikasının giderek daha fazla önem kazandığını söylüyor:

  • “Türkiye, bu yeni dünya düzeninde oldukça kararlı bir şekilde yol haritasını çizmeye devam ediyor. Bu bağlamda, Rusya ile olan ilişkileri de dikkatle sürdürmektedir.”
Trump Dönemi ve Transatlantik İlişkilerin Dönüşümü
Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir