ABD Başkanı Donald Trump’ın Hürmüz Boğazı’ndaki abluka yönündeki adımları ve İslamabad’daki görüşmelerin neticesiz kalması, Washington’un bölgedeki maksadını ve stratejik hedeflerini yeniden gündeme getiriyor. İran’ın ambargolara karşı geliştirdiği direniş ekonomisi ve Asya enerji rotalarını güçlendirme kapasitesi, krizin tedarik kanallarını Tahran lehine belirgin biçimde şekillendirmekte. Bu süreçte Hürmüz’de kalıcı bir statü elde etmek, İran’ı baskı altında tutarak müzakere masasını güçlendirmek ve nihai olarak ekonomik baskıyı derinleştirerek bir yönetim değişikliği tetiklemek gibi çok yönlü hedefler öne çıkıyor. Bununla birlikte, ABD’nin enerji kartları ve jet yakıtı kriziyle karşı karşıya kalan Avrupalı ortaklar ile Asya’da arz kesintileri yaşayan ülkeler üzerinde yaratılan yükler, müttefiklerin savaşa karşı mesafeli duruşunu pekiştirdiği için Washington’un uluslararası yalnızlığı artıyor.
İran’ın savaş öncesinde 120 milyon varillik petrol stoğunu Asya açıklarına taşıdığı ve bu hamleyle en az altı ay dayanabilecek kapasiteye ulaştığı belirtiliyor. Rusya ve Çin ile kurduğu stratejik işbirliği, ABD’nin tek taraflı doktrinlerini sorgulatan yeni bir güvenlik mimarisinin kapılarını aralıyor. Bu çerçevede bölgede Çin ve BRICS eksenli daha kapsayıcı bir güvenlik düzeninin tartışılabileceğini söylemek mümkün. Gazeteci Gökhun Göçmen ile yapılan görüşmede, Trump’ın hesaplarında üç ana hedefin olduğunu savunuyor: İran’ı baskı altında tutmak, ambargo kartını kullanarak ekonomide kırılma yaratmak ve Çin’le olan rekabeti yönetmek.
Trump’ın politikalarıyla ilgili olarak Göçmen, ABD’nin neredeyse tüm müttefiklerinden destek bulamadığını ve Hürmüz Boğazı üzerinde kurulacak bir koalisyon ihtimalinin bile zayıf kaldığını belirtiyor. İran’ın direniş ekonomisi kapsamında yaptırımlara karşı dayanıklılık geliştirdiğini vurgulayan görüşe göre, mevcut tabloya göre 120 milyon varil petrolün Asya açıklarında beklediği düşünülüyor; bu, krizin en az altı ay daha sürmesini sağlayabilir. Avrupa’nın uçuş ve enerji arzında tehditler artarken Körfez ülkelerinin Hürmüz’ü alternatif limanlarla kullanmayı düşünmesi dikkat çekici bir gelişme olarak öne çıkıyor.
“Çin’i petrol üzerinden zayıflatmak mümkün görünmüyor” ifadesiyle öne çıkan analizler, ABD’nin enerji kartlarını kullanarak Çin üzerinde baskı kurma stratejisinin sınırlılıklar taşıdığını vurguluyor. Çin’in enerji ve sanayi dengesi, yenilenebilir enerji kapasitesi ve kömür bağımlılığı nedeniyle bu tür baskılar karşısında farklı bir dayanıklılık gösterdiğini ifade eden uzmanlar, ticaret ve enerji geçitlerinde kontrolü sağlamanın Çin açısından kolay olmadığını belirtiyorlar. Putin’in enerji güvenliğine vurgu yapması ve Çin-İran normalleşmesiyle ilgili gelişmeler de bu bölgesel denklemde kilit rol oynamakta.
Körfez ve ABD arasındaki tansiyon ABD içindeki farklı görüşler, Trump’ın uluslararası yalnızlığı ile uyumlu bir politika mı yoksa çok taraflılığı yeniden inşa etme ihtimalinin olup olmadığını tartışmaya açıyor. Bölgedeki ülkeler, İran ve Çin karşısında kendi güvenlik mimarilerini güçlendirme ihtiyacı hissederken, Çin’in bölgesel diplomasisini kullanarak daha esnek ve çok taraflı bir çerçeve kurma çabaları dikkat çekiyor. ABD’nin orman kanunlarına dönüşü meşrulaştırması yönündeki söylemler ise, çok taraflılığı zayıflatma riskini beraberinde getiriyor ve Körfez ülkelerinin güvenlik sorunlarında kendi başlarına hareket etmelerini zorlaştırıyor.
- Hedefler ve riskler: İran’ı mali ve teknolojik olarak zayıflatma çabası, enerji geçişleri ve müzakere masasında üstünlük elde etme gayesi.
- Güvenlik mimarisi: Çin ve BRICS eksenli yeni düzene doğru kayış, enerji ve ticaret hatlarının güvenliğini yeniden tanımlama ihtiyacı.
- Körfez ülkeleri: ABD ile ilişkilerinde kendi enerji altyapılarını korumak ve alternatif ticaret ortaklıklarını güçlendirmek zorunda kalıyor.
