Tel Aviv ve Körfez’deki ABD üslerine yönelik saldırılar artık birden çok aktörün katılımıyla genişleyen bir tabloya dönüştü. İran, düşük maliyetli droneler ve yaygın savunma hatlarıyla Batı’nın yüksek maliyetli teknolojilerine karşı direnç kuruyor; Hürmüz Boğazı’nın kapatılması enerji akışını ve küresel piyasaları etkiliyor. Bu süreç, Avrupa’nın enerji güvenliğini de tartışmaya açıyor.
ABD Başkanı Donald Trump’ın İsrail’in baskısıyla başlattığı çatışmanın iç siyasette ve uluslararası dengelerde yalnızlaşmaya yol açabileceği değerlendirmeleri yapılıyor. Bölgedeki Türkiye ise nüfus ve demografik bağlılıkları nedeniyle çatışmanın dışında kalmayı sürdürerek hem Kafkasya hem de Orta Asya’da etkisini koruyor; olası sahte bayrak operasyonlarına karşı dirençli bir konum sergiliyor.
Prof. Dr. Hasan Köni ile yapılan görüşmeler, İran’ın savaşını yaydığı ve küresel bir etki yarattığı; ancak bu savaşın sarsıntılarla dolu bir hal alarak bölgesel ve küresel ekonomileri de olumsuz etkilediğini ortaya koyuyor. Köni, İran’ın “horizontal yapı”ya geçişle sahayı genişlettiğini, hava ve deniz kuvvetlerinin eski etkisini korumasına rağmen savunma sistemlerinin maliyetlerini yükselttiğini belirtiyor.
İran’ın operasyonlarının Körfez bölgesindeki mali ve enerji dinamiklerini sarsması, Batı ülkelerinin bu jeopolitik kartları yeniden değerlendirmesine yol açıyor. Avrupalı aktörler enerji kıtlığı ve gaz tedarikindeki bağımlılıklar nedeniyle daha temkinli hareket etmek zorunda kalabilirler.
Türkiye’nin bu tabloya yaklaşımı, sahte bayrak çağrışımlarına karşı net bir duruş sergileme ve bölgesel dengeleri korumaya odaklanıyor. Türkiye’nin Kafkasya ve Orta Asya’daki etkisi, Ankara’nın Rusya ve ABD arasındaki dengeyi koruyabilme kapasitesine bağlı olarak şekilleniyor. İran’ın füzeleri ve donanım kapasitesiyle ilgili belirsizlikler, bölge ülkelerinin savunma ve güvenlik politikalarını da yeniden tasarlamasına yol açıyor.
Trump’ın bu çatışmadan mali yükler altındaki konumu, Epstein dosyasıyla birlikte iç politikada baskıyı artırabilir. Uzmanlar, bu durumun ABD’nin stratejik hesaplarını değiştirebileceğini ve bölgesel güvenlik dinamiklerini yeniden çizebileceğini öngörüyor.
İran’ın savaşı yaymasıyla güç dengeleri dalgalanırken Türkiye’nin bölgedeki rolü, salınım yapan güçler karşısında daha kritik bir konuma geliyor. Köni’ye göre Türkiye, İran’ın etkisini azaltacak bir dinamikle hareket ederek sahada kilit bir aktör haline gelebilir; ancak bu süreçte bölgesel mutabakatların korunması önem taşıyor.
ABD’nin mali çıkarları ve küresel rezerv para yapısında değişim konuşulurken, Körfez ülkelerinin enerji dışında yaratılan değerleri ve sermaye akışlarının da yeni bir düzen arayışında olduğunu ifade eden Köni, İngiltere, Avrupa ve Rusya arasındaki etkileşimin bundan sonraki süreçte belirleyici rol oynayacağını vurguluyor. Böyle bir dönüşümün tamamlanması için birkaç yıl gerektiğini belirtiyor.
Sonuç olarak, bölgede süregelen çatışma dinamikleri, sadece askeri müdahalelerle sınırlı kalmayıp ekonomik ve siyasal ittifakları da etkileyerek küresel güç dengelerini yeniden şekillendiriyor. Türkiye’nin konumu, sahneye yeni aktörler girerken bile önemli bir kilit rol oynamaya devam ediyor.
