Donald Trump Grönland üzerinden transatlantik bağlantıyı güçlendirme arayışında. NATO üyesi ülkeler üzerinde sert eleştiriler yönelten Trump’ın amacı, Batı’nın kurumsal yapıları ve ittifakları karşısında mevcut dengeleri yeniden değerlendirmek; bu süreçte ticaret savaşları ve vergi politikaları ile sarsılan bir dünyada maksimum fayda odaklı rekabetin derinleşmesini tetiklemek.
Avrupa ise Rusya-Ukrayna sıcak çatışması ve küresel ticaret gerilimleriyle başa çıkmaya çalışırken kendi konumunu yeniden gözden geçiriyor. Akademisyen Doç. Dr. Merve Suna Özel Özcan ile yaptığımız görüşmede, Avrupa’nın uzun süredir süren sistem sorgulamasının Grönland gündeminden sonra daha da belirgin hale geldiğini gördük. Özcan’a göre realizm literatürü içinde Trump, küresel sistemde baskın bir dönüşümün tetikleyicisi oldu; eski söylemlerin ötesinde açık bir şekilde sisteme müdahale etmekte ve bazı konularda doğrudan dil kullanmaya başlamaktadır.
Transatlantik ilişkiler üzerinde kollanacak alanlar arasında gümrük vergileri ve ticaret tarifeleri öne çıkıyor. Özcan, bu süreçte karşılıklı bağımlılıkların tetiklediği yıkıcı etkilere dikkat çekiyor: enerji maliyetlerindeki dalgalanmalar, elektronik ürünlerden giyime kadar pek çok sektörü etkileyebilir ve bu durum fiyatların genel olarak yükselmesine yol açabilir.
Çip krizinin Türkiye üzerindeki etkisi konusuna değinen Özcan, küresel tedarik zincirlerindeki kırılganlıkların Türkiye’yi doğrudan etkilediğini belirtiyor. RAM fiyatlarındaki artışlar ve Tayvan-Çin gerilimleriyle şekillenen piyasa dinamikleri, ülkelerin üretim ve tüketim kalıplarını yeniden kurmaya zorluyor. Serbest ticaretin dengesizleşmesi, korumacı politikalara yönelimi güçlendirebilir ve bu da uzun vadede maliyetleri yükseltebilir.
Avrupa’nın kendi iç çatışmaları ile ilgili olarak Özcan, Rusya-Ukrayna krizinin Avrupa’ya yönelik baskıyı artırdığını belirtiyor. Avrupa, zayıflık bölümünü güçlendirme ve Fransa-İngiltere ekseninde yeni stratejiler geliştirme çabasındadır. ABD ile işbirliğinin sürdürülmesi halinde bile, Trump yönetiminin yükseğe çıkan baskıları karşısında Avrupa’nın kendi iki ana kozu olan ekonomik gücü ve diplomatik argümanları ile hareket etmesi gerekecek. Bu bağlamda, sosyal medyanın rolü de tartışmaların yönünü belirliyor; Trump’ın kampanya söylemleri ve yapay zeka ile üretilen içerikler geniş bir kamuoyu üzerinde etkili oluyor.
Barış Kurulu’nun işlevselliği üzerinde durduğumuzda, Davos’taki gayriresmi oluşumun üzerinde çok konuşulan bir platform olduğu ortaya çıkıyor. Özcan, bu kurumu, Birleşmiş Milletler’in yerine geçecek ya da onun karşıtı olarak görmekten çok, kapsamlı çok aktörlü bir barış platformu olarak değerlendiriyor. Gazze odaklı bu çerçeve, taraflar arasında bağlayıcı adımlar atabilirse anlamlı bir rol üstlenebilir. Ancak sivillerin korunması ve silahların susması gibi insani ilkeler hayati önemde olmaya devam ediyor.
Buzkıran gemileri ve Kuzey Kutbu konusuna gelince, Özcan Rusya’nın buz kıran gemilerini nükleer gezginler olarak nitelendiriyor. Trump’ın Kuzey Kutbu’nu ticaretin yeni merkezi hâline getirme arzusu, Kanada ile olan ilişkileri de etkileyebilecek bir yön taşıyor. Bölgenin stratejik konumu, enerji ve nadir mineraller için kilit bir odak olmaya devam ederken, Rusya ile Çin arasındaki güç dengeleri de bu süreçte belirleyici olacak.
